Seçici İşveren Markası yaratmak başlıklı yazıma “şirketimizin kapıları açık”, “kültürel çeşitlilik zenginliktir” şeklinde eleştiriler aldım.

Bunlar güzel temenniler…

Fakat kapıyı herkese açmanın maliyetli ve aynı zamanda riskli bir seçenek olduğu unutulmamalı. Çünkü işe alım süreci de (eğer ciddi yapılırsa) şirketler için önemli bir maliyet kalemi. 1000 kişi arasından 10 kişi seçmek ile 50 kişi arasından 10 kişi seçmek arasında ciddi fark var. Ayrıca sayı arttıkça nitelikli, şirketinize uyum sağlayabilecek adayları gözden kaçırma olasılığının artacağını unutmayın.

Bir de işin aday cephesi var. Eğer duruşunuzu başta net ortaya koyabilirseniz pek çok insanı boşu boşuna yormamış olursunuz. Reddedilmek hoş bir şey değildir. Bu kişiler ileride müşteriniz ya da farklı şirketlerde iş ortağınız konumuna gelebilirler. Eğer şirketinizden olumsuz izlenimlerle ayrıldılarsa kuracağınız ilişkilerde bunun etkilerini mutlaka hissedersiniz. Bundan emin olun.

Kültürel çeşitlilik konusuna gelince sanırım bir yanlış anlaşılma söz konusu. Farklı bakış açıları ve yeteneklerin işe alınması şirkete zenginlik katar. Ancak kültürel farklılıklar ayrı bir konu. Şöyle bir örnek vereyim. Kamil Koç, Metro Turizm, Pamukkale Turizm, İstanbul Seyahat, Anadolu Turizm, Nilüfer Turizm, hepsi birbirine yakın bilet fiyatı olan şirketler. Fakat bunların bazılarında yolcuların ayakkabılarını çıkarma, sabahın 5’ince çekirdek yeme gibi davranışlarına göz yumulur. Muavinler yolcularla samimi sohbetler içerisine girerler. Bu tip rahat ortamları arayan kişiler de doğal olarak seçimlerini ona göre yapar (eğer otobüslerin modeline kanarak bilet alırsanız, firmadan firmaya yolcu profilinin nasıl farklılık gösterdiğini görebilirsiniz). Kısacası eğer kültürel farklılıkları göz ardı ederseniz farklı firmaları tercih eden yolcuları tek bir otobüste toplarsınız. Şimdi bu tür bir çeşitliliğin kurumsal bir şirkete nasıl bir katkı sağlayacağı konusunu size bırakıyorum.

Sayın Tolga AKCAN bana göndermiş olduğu e-postada kültürel uyumsuzluğun yarattığı sorunu “Benim halen içinden çıkamadığım paradigma, düşününce yapısı, zeka, eğitimi, sağlanan imkanları aynı olan iki birey arasında zaman  zaman nasıl bu kadar farkı performans görülebilmesi” şeklinde ifade etmiş.

Bu tespit, sadece eğitim, beceri ve tecrübe temelinde işe alımların yol açabileceği sorunları çok net bir şekilde özetliyor.

İş ortamı çalışanların performanslarının temel belirleyicisidir. Benjamin Schneider’ın da belirttiği gibi “ortamı insanlar oluşturur (The People Make The Place)”.  Şayet kişi çalıştığı ortam ile uyum sağlayamazsa ne kadar bilgili ve yetenekli olduğunun önemi kalmaz. Asgari performansla çalışır ve ilk fırsatta şirketi terk eder. Ayrıca çevreye yaydığı olumsuz sinyaller çevresindekilerin performansının düşmesine yol açar.